Cebri İcra

Cebri icra, borçlarını kendi rızasıyla ödemeyen veya hukuki yükümlülüklerini yerine getirmeyen borçlulara karşı, alacaklının talebi üzerine devletin zor kullanma gücünün devreye girmesidir. Modern hukuk sistemlerinde “ihkak-ı hak” (kişinin kendi hakkını zorla alması) yasaktır; bu nedenle alacaklı, hakkını bizzat zor kullanarak değil, devletin yetkili organları (icra daireleri) aracılığıyla almak zorundadır. Cebri icra, hukukun kağıt üzerindeki bir kural olmaktan çıkıp, maddi dünyada sonuç doğuran somut bir güce dönüştüğü noktadır.

Bu süreç, sadece para borçlarının tahsili ile sınırlı değildir. Bir kiracının tahliyesi, bir çocuğun velayet hakkı gereği teslimi, bir inşaatın yıkılması veya bir malın teslim edilmesi de cebri icranın konusudur. Devlet, bu talepleri yerine getirmek için gerekirse polis gücü kullanabilir, kilitli kapıları çilingir marifetiyle açtırabilir ve borçlunun mallarını haczederek (el koyarak) bunları açık artırma yoluyla satabilir. Cebri icranın sınırı, borçlunun insan onuruna yakışır asgari yaşam standardıdır; bu nedenle borçlunun kendisi ve ailesi için lüzumlu olan bazı eşyalar haczedilemez.

Cebri icra süreci genellikle alacaklının icra dairesine başvurusu ile başlar, ödeme emrinin gönderilmesi ile devam eder ve haciz/satış aşaması ile son bulur. Ancak bu güç keyfi kullanılamaz; İcra ve İflas Kanunu, borçluya da itiraz etme, şikayet hakkını kullanma ve menfi tespit davası açma gibi savunma mekanizmaları tanımıştır. Dolayısıyla cebri icra, alacaklının tatmin edilmesi ile borçlunun haklarının korunması arasındaki hassas dengede yürütülen kamusal bir faaliyettir.