İlamsız icra takibi, alacaklının elinde herhangi bir mahkeme kararı, senet veya belge olmasa dahi (veya sadece fatura, cari hesap ekstresi gibi belgelere dayanarak) borçlu aleyhine başlatabildiği en hızlı ve yaygın icra yöntemidir. Türk hukuk sistemine özgü olan bu yolda, alacaklı doğrudan icra dairesine başvurarak borçluya bir “Ödeme Emri” gönderilmesini talep eder. Temel mantığı, “Borçlu borcu kabul ederse mahkemeyle uğraşmadan tahsilatı hızlandırmak, itiraz ederse yargılamaya geçmek” üzerine kuruludur.
Bu takibin en kritik noktası borçlunun tutumudur. Ödeme emrini tebliğ alan borçlunun 7 gün içinde itiraz etme hakkı vardır. Borçlu, “Benim böyle bir borcum yok” diyerek dilekçe verirse takip olduğu yerde durur. Bu durumda alacaklının, itirazın iptali davası açarak alacağını mahkeme huzurunda ispatlaması ve %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı talep etmesi gerekir. Ancak borçlu 7 gün içinde itiraz etmezse, takip kesinleşir ve alacaklı sanki elinde bir mahkeme kararı varmış gibi haciz (banka, maaş, gayrimenkul haczi) yetkisi kazanır.
İlamsız icra, özellikle faturaya dayalı ticari alacaklar, apartman aidatları veya elden verilmiş borçlar gibi durumlarda tercih edilir. Alacaklı için riski, borçlunun haksız bile olsa itiraz ederek süreci uzatabilmesidir (kötü niyetli itiraz). Ancak hızlı sonuç alma potansiyeli nedeniyle avukatların en sık başvurduğu “ilk hamle” niteliğindedir. Ayrıca, elinde bono veya çek bulunan alacaklılar da teknik olarak ilamsız icranın özel bir türü olan “Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolu”nu kullanırlar, ancak orada itiraz mekanizması çok daha zordur.
